İnsan bazen çok tuhaf şeyler yaşar. Tuhaflıkların da derecesi vardır ama değil mi? Vardı. Önce ruhum içimden çekildi gitti. Birsen Tezer, "İstanbul" dedi, hatırlamıyorum gerisini..
Sanki yanımda başkasını ve beni aynı derecede seven bir kız ağlıyordu bir şiire. Bakıyordum uzun uzun gözlerinden düşenlere. Sarılıyordum. Kayıp gidiyordu herşey.
Her sarıldığımda sıkıp içime sokmaktan çok ıskalıyordum bişeyleri... Öldürdüğünü unutmuşum bir kuşu çok sıkmanın avuçlarında...
Düşünmeden davranmanın acısı da, sonradan gelir değil mi ? Sonradan geldi evet...
Ama emindim içimi güzel güzel döktüğüme. "Anlıyorum" diyor, bana hak veriyordu sanki karşımdaki küçük kız. Seviniyordum çünkü kendimi anlatabilmenin, üstelik anlaşılabilmenin huzurunu, gururunu yaşıyordum. Bir oyundan bir sahne değildim. Değildik. Hiç olmadık! Başka başka maskelerle gelmedim demir kapına.. Bardağından su içerken maskemi çıkarıp kapı koluna asmadım mutfağının.
Kırıldın değil mi ? Tamiri zor olan bir oyuncak gibisin şimdi. Kendi halinde, benim sevmediğim şarkılardan birisini dinleyerek düşünüyorsun belki. Belki de eşlik ediyorsun, gözlerin doluyor, bir şiir okuyorsun, şiirde bir baba kızına tel sarıyor...
"Tel sarar kızıma tel sarar..."
Bana kızıyorsun belki. Belki değil kızıyorsun...
Çok istediğin bir anahtar var elinde sanki. Bir kapıyı kitleyip gitme lüksün, gücün var... Ama bunu üzülerek yapıyorsun.
Sevinç ile hüzün, acı ile neşe, ağlamak ile gülmek arasında gidip geliyorsun.
Yanlış bir karar almaya gidiyorsun küçük kız..
Birgün uyanıp üzülmeni istemiyorum. Bir şehirden, İstanbul'dan, kıtandan, evinden... Neresi olursa olsun, kaçarak gitmeni istemiyorum benden.
"Söyledim gideceğimi" diyeceksin. "Duymadım" diyeceğim. Duymadığım için...
Masayı kendin toplayacaksın. Zaten hep kendin topladın. Yatağını açtın, uyudun.... Uyudun mu sahiden?
Rüyana girdi bir adam.
"Tel sarar kızıma tel sarar..."
güneşe karşı günlerce oturmak, bira yudumlayıp kitap okumak istiyorsan, bir tabure de sen çek.
29 Ocak 2010 Cuma
25 Ocak 2010 Pazartesi
Aşk at mıdır ? Topal bir adam mıdır ?
İki yanımda iki melek var. Etrafımda uçuşup, rüyalarıma girip, yollarıma çıkıp bişeyler anlatıyorlar kollarımdan çekiştirerek sürekli...
İçimdeki susmayan ses "İmkansızı iste" diyor. Ama isteyemem ki bile bile. İmkansız neden istenir ki hem ?
Kolları yoruldu meleklerimin. Bana dua edenlerin. Dilleri yoruldu ısrar edenlerin...
Rüyalarımda sağa sola uçup dikkatimi çekmek için, hızlı hızlı çırpınan kanatları dinlensin diye oturuyor şimdi.
Soluklanıyorum bende. Bir suç işlemeye gider gibi, işlemiş ama saklanıyor gibi, vicdani bir kavga yapıyor gibi, çığlık ata ata kaçıyor gibi.. "Ne yapıyorsun Gökmen" diyorum hep.
Durmam, kendimle konuşmam, sessizce oturup çenemi kapamam gerek.
Bu arada, nedir aşk ?
Koşan bir at mıdır,
Topal bir adam mıdır... ?
Topal olduğu için ata binen adam mıdır ?
Atlar hep ölür mü ?
......
Yine başladılar. Kulaklarımı tıkıyorum. Kendimi seviyorum...
İçimdeki susmayan ses "İmkansızı iste" diyor. Ama isteyemem ki bile bile. İmkansız neden istenir ki hem ?
Kolları yoruldu meleklerimin. Bana dua edenlerin. Dilleri yoruldu ısrar edenlerin...
Rüyalarımda sağa sola uçup dikkatimi çekmek için, hızlı hızlı çırpınan kanatları dinlensin diye oturuyor şimdi.
Soluklanıyorum bende. Bir suç işlemeye gider gibi, işlemiş ama saklanıyor gibi, vicdani bir kavga yapıyor gibi, çığlık ata ata kaçıyor gibi.. "Ne yapıyorsun Gökmen" diyorum hep.
Durmam, kendimle konuşmam, sessizce oturup çenemi kapamam gerek.
Bu arada, nedir aşk ?
Koşan bir at mıdır,
Topal bir adam mıdır... ?
Topal olduğu için ata binen adam mıdır ?
Atlar hep ölür mü ?
......
Yine başladılar. Kulaklarımı tıkıyorum. Kendimi seviyorum...
24 Ocak 2010 Pazar
Uğurlar olsun...

"Kimi ölüler bize ne kadar yakın, yaşayanların birçoğu ne kadar da ölü."
Uğur Mumcu
"Bir pazar sabahıydı, Ankara kar altında... Zemheri ayazıydı, yaz güneşi koynunda... Ucuz can pazarıydı, kalemim düştü kana, kalemim düştü kana... Uğurlar olsun, uğurlar olsun... Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun.."
Daha kötüdür devamı. Hep üzer. "Kan doldu gözlerine..." gibi. "Şarapnel parçaları, saplandı yüreğime..." gibi.
Tertemiz bir adamdı. Karanlık ondan çok korkardı... O kadar iyi anlıyorum ki onu... Ve tuhaftır, onu öldüren şerefsizi de anlıyorum. Korkarlar çünkü bu ülkede doğruyu söyleyenden. Sevmezler. Ya arabasına bomba koyarlar, ya da yaklaşıp sinsi sinsi ışıklarda durduğunda, sıkarlar kurşunu!
Şimdi bu işler değişti tabi. Artık yeşil kollu canavarın çalışma yöntemi çok değişti. İçeri atıyolar artık. Susmazsan suçlusun...
Şimdi bile korkuyorum ben aslında biliyor musunuz? Acaba Yılmaz Özdil evine kolay gidip geliyor mudur? Tehtit ediyorlar mıdır Can Ataklı'yı ? Siyah arabalar içinde, bir köşede kıstırıp kafasına sıkmak için plan yapıyorlar mıdır Nihat Genç için ? Ya oktay Ekşi, düşünmüş müdür birileri torununa oyuncak alırken dayamak kafasına silahı ?
Korkuyorum. Hassasiyetimi bu denli geliştiren sadece gazetecilik öğrencisi olmam değil. Düşüneni susturan, hapislere atan, süren, şiir yazana karşı çıkan, şiir yazdığı için kovulan adamlar var çünkü... 40 dilde şiirleri var Nazım'ın, kendi ülkesinde kendi dili ile yasak değil miydi ?
Sanıyorum ki, iyiler gerçekten çok yaşamıyor. Çünkü her bir isim yazdığımda bir tane daha geliyor aklıma. Atila İlhan... ? Neler söylediler arkasından ölünce ?
Bugün 24 Ocak, Uğur Mumcu'nun, karanlığa mum yakan güzel adamın ölüm yıl dönümü... 17 senedir üzülüyoruz ama 17 sene arkasından aynı korkularla yaşıyoruz...
Sormak lazım, bu kadar çok mu korkulur aydınlıktan ? Korkuyor yarasalar. Kör olacaklar çünkü aydınlık olursa.
Bugün aklımızdan geçen, isimsiz korkuları yüreğimize katmadan yaşamak günü. Gerekirse de feda olmak bu yolda...
Ne diyor Nazım üstad ötesinden, "Sen yanmasan,
ben yanmasam,
biz yanmazsak,
nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa...?"
23 Ocak 2010 Cumartesi
Güzel bir şiir ...
"yedi kapılı teb şehrini kuran kim?
kitaplar yalnız kralların adını yazar.
yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
bir de babil varmış boyuna yıkılan,
kim yapmış babil'i her seferinde ?
yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
altınlar içinde yüzen lima 'nın ?
ne oldular dersin duvarcılar çin seddi bitince ?
yüce roma 'da zafer anıtı ne kadar çok!
kimlerdir acaba bu anıtları dikenler ?
sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri ?
yok muydu saraylardan başka oturacak yer
dillere destan olmuş koca bizans 'ta ?
atlantis 'te , o masallar ülkesinde bile,
boğulurken insanlar bir gece yarısı
bağırıp imdat istemişler kölelerinden.
hindistan 'ı nasıl aldı tüysüz iskender ?
tek başına mı aldı orayı ?
nasıl yendiydi galyalıları sezar
bir aşçı olsun yok muydu yanında ?"
kitaplar yalnız kralların adını yazar.
yoksa kayaları taşıyan krallar mı?
bir de babil varmış boyuna yıkılan,
kim yapmış babil'i her seferinde ?
yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar
altınlar içinde yüzen lima 'nın ?
ne oldular dersin duvarcılar çin seddi bitince ?
yüce roma 'da zafer anıtı ne kadar çok!
kimlerdir acaba bu anıtları dikenler ?
sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri ?
yok muydu saraylardan başka oturacak yer
dillere destan olmuş koca bizans 'ta ?
atlantis 'te , o masallar ülkesinde bile,
boğulurken insanlar bir gece yarısı
bağırıp imdat istemişler kölelerinden.
hindistan 'ı nasıl aldı tüysüz iskender ?
tek başına mı aldı orayı ?
nasıl yendiydi galyalıları sezar
bir aşçı olsun yok muydu yanında ?"
Yazacaklarım ki bu.
İtalyan kültür merkezinde okulun belgesel gösterimi vardı. 3.sınıf öğrencileri harika şeyler çıkartmış ortaya... Bunu yazacağım, ama sonra.
21 Ocak 2010 Perşembe
Bu kadar mı kalpsizsin başbakan ?
Beyin ödemli, kanama var.
Akciğerler yapışmış, iltihaplı.
Kalp ileri derecede yumuşamış.
Karaciğer büyümüş, sarımsı.
Böbrekler taşlaşmış.
Dalak küçülmüş, kurumuş.
Mide yeşil safra dolu.
Bağırsaklar sert, şiş.
Kaslar gevşek, erimiş.
Deride dökülme var.
Yılmaz Özdil'in bugünkü yazısından.. Bu okuduğunuz şey, açlık grevinde ölen birisinin otopsisi.
Tekel işçileri Ankara'da, bu yolda gidiyorlar işte.
Önce insanların yuvalarını yık, tencerelerindeki yemeği al, çocuklarınınn geleceklerini karart, sonra bir mutabakat aramak için bile sendikanın, işçilerin kapısını çalma.
Sana oy veren yandaşın, asıl bunları yapanlar vatandaş işte.
Küçük resmi değil, büyük resmi görün. Bu
Enis Batur: "Eskiden gazete okuduğumda ellerimi yıkardım, şimdi kafamı da yıkıyorum" demiş. Tekel işçilerine bir küçük haberi bırak, tek satır ayırmayan AKP yandaşı gazetelerden de tiksiniyorum.
Gerçekten kafa yıkatıyorlar artık insanlara!
20 Ocak 2010 Çarşamba
Van minut başbakanım !
Yırttınız kendinizi. Ne laiklik bıraktınız, ne millette huzur. 8 senelik iktidarda, toplam 731 kamuya ait araziyi, şirketi, limanı babalar gibi sattınız!
2002'de ekmek 40 kuruştu, bugün 1 ytl.
Tekel'in işçileri perişan. Açlık grevindeler...
Dün gibi hatırlıyorum, çıktın kürsüye, başladın söylemeye "utanmadan" "Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana, bilmem söylesem mi, söylemesem mi ?"
Bugün markete gittim, soğan 2 lira 20 kuruş. Hakikaten, zor olanı yaptınız, soğanı yiğide muhtaç ettiniz.
Helal olsun.
Umarım seni beş dakika sırtında taşımaya dayanamıyıp atan at gibi silkelenir de, atar seni ve sizi sülük gibi sömürdüğünüz sırtımızdan!
2002'de ekmek 40 kuruştu, bugün 1 ytl.
Tekel'in işçileri perişan. Açlık grevindeler...
Dün gibi hatırlıyorum, çıktın kürsüye, başladın söylemeye "utanmadan" "Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana, bilmem söylesem mi, söylemesem mi ?"
Bugün markete gittim, soğan 2 lira 20 kuruş. Hakikaten, zor olanı yaptınız, soğanı yiğide muhtaç ettiniz.
Helal olsun.
Umarım seni beş dakika sırtında taşımaya dayanamıyıp atan at gibi silkelenir de, atar seni ve sizi sülük gibi sömürdüğünüz sırtımızdan!
19 Ocak 2010 Salı
Aynı Lambalar
Kibritle oynarken yangın çıkaran sarsak yıllar
Bir daha hiç geçit vermeyen veda sözleri
Yılların sıradağlarında uzaklaştı bizden
Yüreğimizden kopup giden ayrılık trenleri
Biliyorum aynı lambaların aydınlattığı yalnızlıkta geçti
Aldatılmış duygulardan ayrı ayrı geçerek vardığımız korunaklı siperler
Senin içini ürperten geceleri ben duymadım mı içimde?
Hayat herşeyi alır sanırken
Oyunlarımızı ıslatan yağmurlarda kaldı
Bir bizim icat ettiğimiz saatler
İlk öğrenilen yalnızlık aslında geç keşfedilir
Dalgın resimlerin derinleştirdiği mazi
Gün gelip bütün zamanları ele geçirdiğinde
Anlarsın başkalarına giden bizden çalınmış günler
Ne zamandır buradayım
Gel öp beni
Neredeysen ve nasılsan önemi yok gel öp beni
Suyunu,uykunu,azığını uzun tut gel öp beni
Birbirimizi bağışlayacak,birbirimize yeni sözcükler bulacak,
Ölmeden önce yeniden görüşüp konuşacak yaşa gelmedik mi?
İkinci ufkun saatindeyiz şimdi
Gözlerim trenlerde,gel öp beni.
MURATHAN MUNGAN
Bir daha hiç geçit vermeyen veda sözleri
Yılların sıradağlarında uzaklaştı bizden
Yüreğimizden kopup giden ayrılık trenleri
Biliyorum aynı lambaların aydınlattığı yalnızlıkta geçti
Aldatılmış duygulardan ayrı ayrı geçerek vardığımız korunaklı siperler
Senin içini ürperten geceleri ben duymadım mı içimde?
Hayat herşeyi alır sanırken
Oyunlarımızı ıslatan yağmurlarda kaldı
Bir bizim icat ettiğimiz saatler
İlk öğrenilen yalnızlık aslında geç keşfedilir
Dalgın resimlerin derinleştirdiği mazi
Gün gelip bütün zamanları ele geçirdiğinde
Anlarsın başkalarına giden bizden çalınmış günler
Ne zamandır buradayım
Gel öp beni
Neredeysen ve nasılsan önemi yok gel öp beni
Suyunu,uykunu,azığını uzun tut gel öp beni
Birbirimizi bağışlayacak,birbirimize yeni sözcükler bulacak,
Ölmeden önce yeniden görüşüp konuşacak yaşa gelmedik mi?
İkinci ufkun saatindeyiz şimdi
Gözlerim trenlerde,gel öp beni.
MURATHAN MUNGAN
Nereye gidiyorsun Gökmen ?
Bunalımda falan değilim. Öncelikle bunu söylemeliyim. Takıldığım şey, insanların neden hep yağmurda ve karda şarkı söylediği, camdan dışar baktığı, sıcak bişeyler içtiği ortamlar oluşur.
Çok sevdiğim bir arkadaşımdaydım az önceye kadar. Başkadır yeri gerçekten. Konuştuk, dertleştik ve çok şaşırdım... İnsanın "onun bişeyi yoktur" dedikleri bile inanılmaz şeyler yaşayabiliyormuş. Üzüldüm, yardım etmeye çalıştım.. Umarım herşey güzel olur onun için.
Bugün yine son dönemlerde duygusal olarak yaşadığım ama kimseye tek kelime etmediğim çalkantılı dönem içinde kaldım. Kar vardı bugün. Hala var. Açtım müzik çalarımı, Cem Adrian-Nereye Gidiyorsun geldi sıradan. Hakikaten kendime sordum, "Nereye gidiyorsun ?"
Son 6 ayım hep belirsizlik. İnsanlar sevdim. Vazgeçtim. Haklı nedenlerim var mıydı? Bence vardı.
Dolu dolu da kelimelerim vardı az önceye kadar. Ağız dolusu, iddialı, koskocaman... Şimdi hiç birisi yok... Neden biliyorsanız bana da söyleyin. Tokat atın bana. Cesaret verin, küfür edin...
Neden insanlara nasihat verirken gözlerimin daldığını biliyorum..
Ama birşey yapamıyorum. Ama yapacağım birşey.
Çok sevdiğim bir arkadaşımdaydım az önceye kadar. Başkadır yeri gerçekten. Konuştuk, dertleştik ve çok şaşırdım... İnsanın "onun bişeyi yoktur" dedikleri bile inanılmaz şeyler yaşayabiliyormuş. Üzüldüm, yardım etmeye çalıştım.. Umarım herşey güzel olur onun için.
Bugün yine son dönemlerde duygusal olarak yaşadığım ama kimseye tek kelime etmediğim çalkantılı dönem içinde kaldım. Kar vardı bugün. Hala var. Açtım müzik çalarımı, Cem Adrian-Nereye Gidiyorsun geldi sıradan. Hakikaten kendime sordum, "Nereye gidiyorsun ?"
Son 6 ayım hep belirsizlik. İnsanlar sevdim. Vazgeçtim. Haklı nedenlerim var mıydı? Bence vardı.
Dolu dolu da kelimelerim vardı az önceye kadar. Ağız dolusu, iddialı, koskocaman... Şimdi hiç birisi yok... Neden biliyorsanız bana da söyleyin. Tokat atın bana. Cesaret verin, küfür edin...
Neden insanlara nasihat verirken gözlerimin daldığını biliyorum..
Ama birşey yapamıyorum. Ama yapacağım birşey.
17 Ocak 2010 Pazar
Bu sabah tavanı izledim

Aslında mutluluk aramak, mutsuzluk aramak, kovalamak, kaçmak... Kendini öldüren bir dünyanın içinde ölümlü olmak. Kötüdür bu. Aynı yaşta olmayacak ama, arkamdan elbet ölecek birileri...
Şöyledir, mutluluğu ararsın, onunla kavga edersin ama mutlu olmadan mutluyu oynamadım mı hiç? Oynadım.
O kadar da önemli değildir mutlu olmak. Mutsuz olmak ya da... Gülerken bir yandan yanaklarını sever gözyaşların bazen... Acı, üzüntü, sevinç, mutluluk... Karışırsın bazen insan. Senin doğan bu ama. Karışacaksın. Büyüyeceksin ve büyüdükçe kötüye gidecek hayat.
"Mükemmelim" diyeceksin bazen. Sabah kalkınca ağzın kokuyor ama..
Sana da hak vermiyor değilim. İyiler kaybeder. Bende kaybetmiştim iyiyken..
Çok şey gördüm daha ama aklımda kalmadı hiç birşey..
Yatar yatmaz uyumayıp hayalleri olan biri olarak nasıl duruyorsam, bekliyorsam ışıkları sokakların, evlerin.. Uyanır uyanmaz da terk etmiyorum yatağımı.
Saçmalamayı seviyorum.
16 Ocak 2010 Cumartesi
Yaşayacaksın insan #2
Yaşayacaksın insan. Umutsuzlanacaksın. Durduk yere gözlerin dolacak bazen. Aklında birisi olacak, yüreğinde birisi olacak, yüreğin ile aklın farklı şeyler söyleyecek ve kavga edecek... Sırt üstü düşen bir kaplumbağa geldi mi gözünün önüne ? Gelmeli bence...
Düşeceksin insan. Bir gün hiç hesapta yokken yakalarını silkerek uzaklaşacaklar senden. Bir kalp kıracaksın, kapıyı anahtarınla açacaksın bu yüzden... Kimse selam vermeyecek sana. Çayını koyacaksın mutfaktan, müziğini açacaksın, kitap okuyacaksın ya da bişeyler yazacaksın. "En yakınım" dediğin annen bile, o kadar anlamsız bakacak ki yüzüne, şaşıracaksın...
Akşam olacak, bir kaşığı oynatacaksın önündeki mercimek çorbasının içinde... "Bitse de gitsem ama içesim yok..."
Yaşayacaksın insan, sınavlara sokulacaksın... Başın derde girecek düşüncelerin yüzünden... Seyrettiğin filmlerden sorumlu olacaksın çünkü etrafındaki herkes aktör. Etüd edeceksin bunları.
Mutluluk için koştuğun hızda, mutsuzluktan kaçtığın hızda koşacaksın...
Kapıyı anahtarınla açacaksın, mutfaktan bir fincan çay alacaksın, akşamları bir tabak çorbanın içinde kaşığını yüzdüreceksin...
Düşeceksin insan. Bir gün hiç hesapta yokken yakalarını silkerek uzaklaşacaklar senden. Bir kalp kıracaksın, kapıyı anahtarınla açacaksın bu yüzden... Kimse selam vermeyecek sana. Çayını koyacaksın mutfaktan, müziğini açacaksın, kitap okuyacaksın ya da bişeyler yazacaksın. "En yakınım" dediğin annen bile, o kadar anlamsız bakacak ki yüzüne, şaşıracaksın...
Akşam olacak, bir kaşığı oynatacaksın önündeki mercimek çorbasının içinde... "Bitse de gitsem ama içesim yok..."
Yaşayacaksın insan, sınavlara sokulacaksın... Başın derde girecek düşüncelerin yüzünden... Seyrettiğin filmlerden sorumlu olacaksın çünkü etrafındaki herkes aktör. Etüd edeceksin bunları.
Mutluluk için koştuğun hızda, mutsuzluktan kaçtığın hızda koşacaksın...
Kapıyı anahtarınla açacaksın, mutfaktan bir fincan çay alacaksın, akşamları bir tabak çorbanın içinde kaşığını yüzdüreceksin...
14 Ocak 2010 Perşembe
Her sınav böyle olsun
İngilzce sınavım vardı. Geçtim artık garanti olarak. Dündü...
Bugün gazetecilik olduk, onu da hallettim..
Yarın görsel tasarımla ilgili bi sınavım var.. Dergi sayfası, gazete sayfası, bir kompozisyon istiyor.. Geçmem kesin, artık A için kasıyorum...
Sonra 2 gün aram var. Gökmen bu ara süper ders konusunda...
Haydi bakalım.
13 Ocak 2010 Çarşamba
ALi Kırca Röportajı
http://bilet.bahcesehir.edu.tr/?p=347 Ali Kırca röportajım.. Sanırım tıklanmayacak ama olsun.. www.bilet.bahcesehir.edu.tr 'den de ulaşılır..
12 Ocak 2010 Salı
66. Sone
Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.
sheakspeare
Çeviri : Can Yücel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)