14 Ocak 2010 Perşembe

Her sınav böyle olsun

İngilzce sınavım vardı. Geçtim artık garanti olarak. Dündü...

Bugün gazetecilik olduk, onu da hallettim.. 

Yarın görsel tasarımla ilgili bi sınavım var.. Dergi sayfası, gazete sayfası, bir kompozisyon istiyor.. Geçmem kesin, artık A için kasıyorum... 

Sonra 2 gün aram var. Gökmen bu ara süper ders konusunda... 

Haydi bakalım.

13 Ocak 2010 Çarşamba

ALi Kırca Röportajı

http://bilet.bahcesehir.edu.tr/?p=347 Ali Kırca röportajım.. Sanırım tıklanmayacak ama olsun.. www.bilet.bahcesehir.edu.tr 'den de ulaşılır.. 

12 Ocak 2010 Salı

66. Sone


Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,

Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,

Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kızoğlan kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, horgörülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e
Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.

sheakspeare

Çeviri : Can Yücel

11 Ocak 2010 Pazartesi

Toz

Gökmen ağlamaz. Gözüne toz kaçar...

Aşk mı ?

Aşk benim için gözünü kapatıp, bir kaç ay sessiz sakin uyumak oldu... Ama her uykunun da bir uyanışı var
ağrılı, sızılı, kötü bir uyanışı.. Böyle oldu çünkü bugüne kadar...*

*ben

10 Ocak 2010 Pazar

Ah lise günlerim...

Bugün lise arkadaşlarımla buluştum. Harika geçti. Yağmur yağınca suratım düşer benim, neşem kaçar, sevgim azalır çevreme karşı.. Ayaklarımı sürüye sürüye gittim. Yolda geri dönmeyi falan düşündüm işin aslı ama dönmedim! Yeniköy'de buluştuk. Girdim mekana, herkes orada...

Şok oldum bi de. Evlenenler olmuş, hamile bile var... Başını kapatmış çok yakın bir arkadaşım.. Orada değildi ama arkadaşlarından öğrendim, çok çok üzüldüm... Bazı kızlar sevgilieriyle mesajlaşıyolar.. Kimisi hesap veriyo, yalan söylüyor... Gülen, eğlenen, küfür eden..

Ama biz böyle değildik. Her şey zamanında güzelmiş. Heyacanlarımız, komik anlarımız...
Askerliğini yapan da var, gidecek olan da var...


Renk renk çorap giyerdi Yeşim, hala giyiyormuş.. 42 kiloya düşmüş geçen hafta. Ölecek zayıflıktan. Cüneyt, hayatı yalan. İşi gücü millete sataşma. Aynı kalmış. O da askerden geldi yeni. Ama kilolu çok.

Hasret'i öğrendim. Deli bir kızdır. Bildiğiniz deli. Bir örnek vereyim tv'den falan dicem ama yok öyle bir karakter. Ekleme: Aklıma geldi. Haneler'i izleyen bilir, orda Dırdırhane skecinde bir kadın var durmadan konuşan. Hasret işte öyle. Erol diye bir sevgilisi vardı, ona kaçmış! Çocuk çenesine 1 hafta dayanabilmiş, getirmiş geri bırakmış evine. Haftalar sonra da başka bir isimle koca arama programlarına çıkmış. Şaka gibi. Allah'ım evlerden ırak.

Müzeyyen yine manken gibi... Demet'in dili yine papuç!

Çok eğlendim. Yine son senemizdeki sınıfa gidip aynı sıralara otursak sanıyorum ki aynı oluruz ama dışarda hepimiz farklıyız... Öyleymişiz. Öyle olmuşuz..

Normalde herkes beyaz gömlek, lacivert kravat ve ceket, gri pantolondu... Ben biraz farklıydım.
altın rengiydi düğmelerim. Mavi gömlek, gri kravat... Gömlek dışarıda.. Spor ayakkabılar...

Bugün anladım yani. Yaşadın yaşadın. Yoksa gitti. İyi ki güzelmiş o günlerim.. Şimdi "dön" desen, yok yani...

6 Ocak 2010 Çarşamba

Balık yokmuş...

Bundan sonraki yıllarda yapacağım iş iyiden iyiye belirlenmişti. Olumlayıcı kesimini bitirmiştim işimin. Sözle, eylemle hayır diyen bölümüne gelmişti sıra. Bunlar da şimdiye değin sürüp gelen değerlerin yenilenmesi, büyük savaş, son karar gününün belirlenmesiydi. Bu arada, bir de yavaş yavaş çevreme bakıyor, kendime yakın gördüklerimi, güçlerine dayanarak bu yok etme işinde bana yardımı dokunabilecekleri arıyordum. İşte o günden beri, yazılarımın her biri bir oltadır: Kim bilir belki de olta atmakta herkesten ustayımdır?... Oltama hiç bir şey takılmamışsa suç benim değil artık. Balık yokmuş...
Nietzsche

Yaşayacaksın insan

Atladığın bir şeyler var... Kaçırıyorsun bazı şeyleri... Oysa peşindeyim dediğin şeyler arkanda, canını yakmak istediklerin ise hançerliyorlar birbirlerini...

Uyuyorsun, arkandan konuşuyorlar, uyanıksın, yüzüne bakarak veya seslerini duyuyrabilecek şekilde... Kızıyorsun. Doğan bu ama. Kızacaksın sen. Kendi toprağına esir olmuş bir kardelen gibi kendini göstermeye direnecek, çıktığında itileceksin...

Doğan bu. İnsansın sen. Hakaret ettiğin şeylere gülerek kucak açacaksın bir gün...
"Dost olmaz" dediğin insanlara bile kardeş gibi yaklaşacaksın. Çünkü insansın. Akrebin tekine yardım eden kurbağanın başına gelen gelecek başına... Ve, önemli değil kim olduğun... Kurbağa mısın, akrep misin... Birisi seni sokacak, sende öğreneceksin bunu...

Üzüleceksin. Barışmak isteyeceksin herşey ile tekrardan ama herkes karanlık, riyakar, haddini bilmez olacak. Perdeyi açacaksın, odan karanlık... Perdeyi kapatacaksın, karanlık olacak yine... Aslında yerine göredir ama, güvendiğinde ölebilirsin. Ya da yaşarsın. Güvendiğine bağlıdır bu. Güvendiğin de insandır... Bu acı ve ümitsizlik içinde çırpınacaksın işte.

Bu kadarla kalacaksın şimdilik.
Bu perde daha çooo..k açılıp kapanacak..

5 Ocak 2010 Salı

Son tuhaf hissediş, şuydu...

En son ne zaman tuhaf hissettiğim aklıma geldi. Yürüyüşe çıktım sahile ama bir takım eşofman, spor ayakkabılar falan değil... Fotoğraf çekmeye çıktığım gibi, bir kazak, kotum, montum falan filan işte...

Hisar'a geldim. Sağımda mezarlık, kulağımda müzik çalarım var... Atilla İlhan'a bir dua okudum, devam ettim...
Sonra "Ben sana mecburum" şiirini açtım kendi sesinden... Dinleye dinleye gidiyorum...
Bilenler bilir, o caddenin adı "Yahya Kemal Caddesi"dir...

Az ilerlediğiniz zaman da, Orhan Veli
Parkı var, bir de hatta heykeli var... O parktan yukarıya başınızı çevirdiğinizde ise Tevfik Fikret'in evini görürsünüz...

Buram buram şiirdir Hisar yani.. Sonra kendi şiirlerimi düşündüm. Çoğu kişi bilmez yazdığımı ve okuyan da çok azdır... Tuhaf oldum.

Atilla İlhan mezarının karşı yolunda,
Yahya Kemal Caddesi üzerine,
Orhan Veli Parkında,
Tevfik fikret'in gölgesinde,
Bir garip çocuktum işte...

Şiir kokladım. Yazmayalı da oluyor. Yazmalı yani. Atilla olmalı, Orhan olmalı... Yahya, Tevfik olmalı.. Çok yazmalı, çok söylemeli...

Büyük düşünmeli, büyük sevmeli..

Kışları çirkinim.. herkes gibi..

Yazları kendime çok yakışıklı geliyorum.
Kışları aynı şeyleri söylemek mümkün değil...

Böyle şişme montlar içinde, botlar motlar... Hoş değil.. Bi de saçlarıma bişey yapamıyorum..
"Uzatacağım" dediğim andan itibaren uzatmıyorum, bir kez saçlarımı kestirdim...

Bir sprey sıkamıyorum yağmur yağar diye, rüzgar bozar diye...

Hoş değil bunlar.

Ve şuna da dikkat ettim bu arada, herkes öyle..

Hepimiz çirkiniz kışın.

4 Ocak 2010 Pazartesi

Gömlek istiyorum onyüzbinmilyon tane

Bu yaza kadar yüzlerce gömleğim olsun. Olsun ki giyineyim güzel güzel. Böyle çok param olsun, bir dolap ayırayim gömleklerime. Böyle yazın şortumun üzerine giyeyim.
Taksim'e çıkayim geceleri.

Off... Of...

3 Ocak 2010 Pazar

Gül anne ve çocukları


Enteresandı son günlerim.. Yılbaşından bir gün önce okul partisinde fena halde dağıttım.. Videolarım falan var, izleyip izleyip eğleniyoruz.. Yılbaşı gecesi, Gökmen yine serhoş... Bir gün sonra, Gül Teyze'm geldi İzmir'den. Didem'in annesidir kendisi. Didem de gerçekten yürekten sevdiğim 3-5 insandan birisidir. E tabi annesi de öyle olacaktı.

Biz Gül Teyze ile facebookta tanıştık. Adım çok gitmiş kulağına eklemiş, kabul ettim... Sohbet muhabbet ettik.. Kalktı geldi işte İzmir'den.
Çiçek Pasajı'na gittik beraber... Ozan, Didem, Gözde, ben, Gül teyze... Sonradan da Umut katıldı. İçtik. Akşam oturduk saate baktım 20:05'ti... 12:30'a kadar içtik. Sonra kalktık başka bir arkadaşının yerine gittik... Orda da aslan sütüne devam..

Espriler, kahveler, limonatalar, garsonlar, kuruyemişler, cevizler, mezeler, rakı şişeleri, enstürmanlar, İngilizce hatta...

"Keyif adamı" der bir tane hocam, sırdaşım, canım... Sanırım bu 4 gün onu haklı çıkardı :)

Böyleydi.. Sarhoş olduğum için çoğunlukla, unuttum bazı şeyleri falkat Gül Anneme yazacaklarım var daha... Harikaydı.

Herşey.

Hep olsun..

Fotoğrafçı çocuk, çektiği için bu karede yine yok...

2 Ocak 2010 Cumartesi

Emil bana birincilik teli verdi

Kaç gündür bunun komedisi dönüyor. İyi şeyler yapana diyorum ki "Sana birincilik teli vericem, Tahsin'in aldığından" diye.. Az önce Emil geldi, evi süpürüyor...

Bi tel bulmuş ama ben görmedim tabi.. Benden uzaktı. Güle güle geliyor.. Baktım laptop'un üzerinden şöyle, yaramaz çocuklar gibi surat ifadesi...

"Al sana birincilik teli" dedi. Çok sevindim.

Saklamaya söz verdim bir yana koydum.

Gün kötü başladı ama güzel gidiyor..

Akşam da Çiçek pasajında olacağız Ozan, Didem, Umut, Gül Teyze, Gözde...

Güzel olacak ama Emil'in hareketi bugünkü en güzel ve en kibarca hareket olarak kalacak gibi. Güzeldi. Çok güzel.

Balon oynayan kocaman adam

Ben anlamıyorum. 3 gündür Umut'lardayım... Emil, Ozan, Ece falan oturuyoruz... Ara sıra Didem'lere gidiyoruz... Takılıp duruyoruz.. Yılbaşı gecesinden kalma balonlar maskeler var..

Emil şöyledir, teknoloji delisi... Okumayı sever... Dağcı, telsizci, macera tutkunu, doğa sporlarına düşkün.. vs vs vs ...

Bu adam günlerdir balonla oynuyor. Ben anlamıyorum. 2 balon var, gelip gelip onları sektiriyor.. Elinde çay fincanı, meyve tabağı, ekmek arası olsun olmasın farketmiyor.. Ara sıra odasından çıkıyor, resmen balonla oynamaya geliyor. Bence tuhaf. Başkası olsa, ben olsam, tamam derim.. Ama bu iyiye işaret midir ? Bilemiyorum..

Emil'e güzel bir balon almaya karar verdim. Birazdan en sevdiği rengi sorcam.

Bunu yapıcam.

-En sevdiği renk kırmızıymış-