5 Aralık 2008 Cuma

Sen Olmasaydın Evde Günlük Olmazdı

Bir gece önce de beraberdik halbuki.Yine özledim, yine özledim... Ama bu özlem, 'istediğim an görebileceğim' yetkisi ve imkanını vermiyordu... Sürekli planlı, programlı çerçeveler içerisinde içimin eriyen yerlerinin altına kendimi kaybetmemem için koyduğum destekleri sürekli kontrol ettiğim anlardı onlar. Gülüşerek, arada sarılarak, saçlarınla oynayarak, yüzünü kocaman avcuma alarak geçirdiğim... Keyfi varsa onun da benzer eylemlerde bulunduğu görüşmelerdi bunlar. ''Rutin'' gibi geliyordu, oysa ben iki senedir her sabah erkenden kalkıp onu seviyordum. O yüzden, beklenmedik hiç bişey olmazdı o buluşmalarda... Ben severdim, o ara sıra severdi, bazen hiç sevmezdi... Ben kendi halimde, iki-üç günlük geçici ve doyurucu olmayan vakitler yaratıyordum çoğu zaman istemeden, ve dediğim gibi, bir gece önce beraberdik... Eve geldiğimde kardeşim öpmek istedi, ''olmaz'' dedim, ''iyi geceler'' öpücüğümü aldım ben...

**

Sabah oldu, boş tencerelerin lovoba içinde yer bırakmadığı, kahvaltılıkların ve ekmek sepetinin boş olduğu mutfağa girdim, dolaptan portakal suyunu doldurum odaya geçtim. Beynimi, düşünmek ve kitap okumak eylemleri arasında yorup durdum. En sonunda anladım ki ''bugün ev bana dar'' çıktım, eski dersane hocalarımı görmeye gittim. Görevlilerin hepsi, adımla seslenerek selamladılar hemen girişte.. bir tanesi, ''çay koydum öğretmenler odasına daha yeni, git de iç taze taze'' dedi. Güldüm, ilerledim. Beni görmekten zevk alan, mutluluk duyan insanların varlığını bilmek gerçekten çok güzel. Kim olduğu, ne kadar yakınımda olduğu gerçekten önemli değil... Girdim, enteresan tespitleri tartıştık gündem ve hayata dair... Çeşitli konularda beyin fırtınaları yapıp yeni çıkan kitaplar ortasında kıyasıya tartıştık... ''Mustafa'' filmi konusunu açtığıma, hocaların neredeyse birbirine düşecek seviyeye geldiğini gördüğümde ürktüm... Neyse, bir galip çıkmadı zaten... Sonra okula indim, sonra kütüphaneye... Havaya baktım, karanlık ve sıcak... Uğur'u aradım yanıma çağırdım ''hemen geliyorum'' dedi. Çok sevindim... Çünkü buluşmaların bence böylesi güzel... Buluşacağımız yere giderken Ferhat'ı gördüm, okulda işi varmış, ''atla gel'' dedim, ''tamamdır abi'' dedi. Uğur'un yanına oturdum, Ferhat'ın geleceğini söyledim, beklemeye koyulduk. O an işte, hayal ile gerçek arasında gidip-gelerek, dokunduğumda gerçek olabileceğine inandığımdan fırladım yerimden... Kitabı ve cüzdanı bıraktım gittim.
Koşarken düşündüm, Evden çıkmaya karar vermem, okula gitmem, Uğur ile buluşmaya karar vermem, Ferhat'ı beklememiz, (Ferhat'ı beklemesek imkansızdı) her adımı sanki yerime bir iyilik meleği atmıştı...

**

Saçlarına baktım, ''kesin, o'' dedim. Kolundan tuttum ve sarıldım. (bir gece önce de çok istemiştim). Sanki dün görmemiş gibi, bir büyük hasreti dindirir gibi, babası kızdığı için yerdeki halı desenlerini izleyen çocukluğumun mahzunluğu geldi aklıma birden... Bende kaldırımlara bakıyordum ve bitmesini istemediğim bir an olduğu için, zaman kavramını düşünmeden hareket ediyordum... Hayat burada başlayabilir, bitebilir, sürebilir, imkansızlaşabilir... Açıkçası, saçım-başım falan derken, iyi hissetmiyordum kendimi. Özgüven boşluğum ile birleşti utangaçlığım... Büyük bir boşluğun içinde, O'nu bir Ege koyu, kendimi, o koyda yüzen bir içki şişesi gibi hissettim açıkçası. Ne yüzüne, ne gözlerine bakabildim, o anlar kendi kendime içime hep aynı soruyu sordum ''seviyormusun?'' Ayrılacaktık, sarıldım, o da tam o an (özellikle o an olduğuna eminim, çünkü normalde yüzüme bakarak soramazdı) ''neden gözlerime bakamıyorsun sen'' dedi. Ne suçluyum, ne zanlı, neden kaçıyorum ki... Bilmiyordum, şirinliğe de vuramadım o an, ''ara sıra bakıyorum ya'' dedim. O an sarılma işlemi bitmişti, ellerini bırakamadım ''neden ellerin titriyor ki'' dedi. Yine bişey diyemedim. Yerde sırt üstü yatarken, seni kovalayan bir vahşi hayvandan kaçma pozisyonundaki gibi hazırlıksızdım. Tekrar elim ayağıma dolaştı, şaşırdım, karıştım, bulandım falan filan. Yine sarıldım sonra ''yüzüne o an bakmamanın rahatlığı ile'' ''seni çok seviyorum ben'' dedim. ''Çok mu gerçekten'' dedi. ''Hayal bile edemezsin'' dedim. ''Yalan söylüyorsun'' dedi. O an, sevdiğimi ispat edebilecek bişeyler arandım, bulamadım. ''Çok çok seviyorum'' dedim. Yine havada kaldı. Ama, görmediğim, haberini alamadığım, sabahları camı açıp aldığım ilk nefeste kokusunu duyduğum veya duyamadığım, yaşadığım her anın bana cesaret veren duygularının, zamanlarının, anlarının, anlamlarının bana aşıladığı umuttan birşey kaybetmedim. ''Sever'' dedim, hala diyorum... Zaman önemli değil ne de olsa...
Neyse işte, ''Güzelim'i'' gördüm! Sarıldım, kokladım, ''seni seviyorum'' dedim... Ötesi var mı ? Yok!

4 yorum:

Enis İnan dedi ki...

kim olm bu kız? neden benim haberim yok?

Gökmen Kaya dedi ki...

hayalet o. (:

Adsız dedi ki...

Giremiyorum diye yapıyorsun değil mi Gökmen ? O yüzden bu kadar güzel yazıyorsun..
Ne diyeyim bunu okuduktan sonra bende acaba seviyor muyum ? diye sordum..
Süperdi eline yüreğine sağlık (:

Gökmen Kaya dedi ki...

Pardon isim neydi ? =)