5 Ekim 2008 Pazar

Sol Elimi Gidene Kadar Çıkartmadım Cebimden..


Sonbaharı severim, son olduğu için o 'bahar' kıymet gösterilmelidir. Mesela çok gidilesidir Hisar, Bebek Parkı, Taksim, Sarıyer...
Çektim yine baharlığı üzerime bir kahverengi canvas pantolon, basit bir kazak çıktım Taksim'e yine her zamanki gibi müzik çalan mekanların önünde ayaklarımı sürterek yavaşladım ve o melodilere kaptırdım kendimi. İnsanı sadece resimlerden görmeyi sevmeme rağmen iç açıcı derecede güzeldi sağımdan ve solumdan akan insan olukları yolu uzatmamaya karar verdim ve Nevizade'ye girdim hemen, sıcacık midyelerden yedim ve peçeteye koyduğum 2 taneyi cebine alıp bir arka sokağındaki teraslı bara girdim iki hafta geçmesine rağmen sadece ikinci katta tanınmadım.
Çalışanlarla selamlaştık sonra terasın güneş alan tek noktasını gözüme kestirip oturdum hemen bir 70'lik bira geldi buz gibi. Limon sosunu bu sefer bira için değil cebimdeki midyeler için istedim, bol limon yedirdim afiyetle yedim sonra... Nasıl bir mutluluk nasıl bir mutluluk! Bir vakit sonra müzik başladı, bende kalemi ve not defterimi usulca çıkarttım cebimden masanın üzerine bıraktım.
Ellerim midyeli tuttum kalemi aşırı doğal bir yazı veya şiir olsun diye çünkü o an bilmiyordum ne yazacağımı. İki 70'likten sonra defteri cebime geri koydum... Yazılarım bitti... Kalabalıkta oldu zaten.
Önümü iliklemeden kalktım ve çıktım bardan, tahta, geniş, koyu merdivenlerden belirli bir melodi tutturmuş şekilde kullanarak parmak uçları ve topuklarımı kullanarak aşağı indim, hesabı verdim.

Kalabalığa karıştım sonra.

Karşı kaldırımın sırasında kapkara bir çocuk, bacaklarının arasında darbuka... Tek eli ile darbukayı kullanıyor, diğer elinde de mızıka ''Hatırla Sevgili'' dizisinin müziğini çalıyor, gözlerim doldu... Yavaş hareketler ile cebimden bozuk paraları çıkarttım ki müzikten biraz daha uzun süre faydalanmak için... Rengi sarı ile beyaz arası kirli havlunun üzerine bıraktım, gözleri güldü... Elimi cebime sokup duvara yaslandım... Hep böyle durumlarda gözlerim kısılır önümden üç tekerlekli engelli arabasında ünlülerin resimlerini satan adamın ''ekmek teknesinin'' camında yüzüme baktım, sonra gözüm yine o havluya ilişti.

Beyazdan sarıya dönen ne varsa hayatımda gözlerimin önüne geldi sonra semtimizde dükkanını tamamen kapatan kırtasiyenin raflardan aldığı kullanılmamış ama 'sarı' olan defterleri geldi gözlerimin önüne...
''Yaşanmasa da kirlenirmiydi hayatım'' dedim kendi kendime...

''Elimi cebimden hiç çıkartmadan'' İstiklal'in en tepesin kadar yürüyüp otobüse bindim.

7 yorum:

Adsız dedi ki...

vaay dedim okumayı bitirdikten sonra ki! vaay!...
şeyma erdoğan :p

Gökmen Kaya dedi ki...

ay teşekkür ederim.. (:

İyi bi tepki olarak algıladım.

clementine dedi ki...

yaşanmasada kirlenirdi.. kirletirlerdi...

Tuana dedi ki...

Yazında kendimi buldum desem yalan olmaz.
Nevizade, çiçek pasajı İstanbul'a gittiğim gibi akşamına gittiğim yerler.
Ve her gidişimde böyle hissiyatlara bürünüyorum. Hele fasıldan çıkınca siyah-beyaz zamanlardaymışcasına yürüyorum sokaklarda.
O siyah - beyaz fotoğrafları satan amcadan bir keresinde Türkan Şoray fotoğrafı alıp, muhabbet etmeye çalışmıştım.
Lafı uzatmayayım :) Mükemmel bir yazı olmuş, kalemine, yüreğine sağlık.

Gökmen Kaya dedi ki...

celmenrine;
Yorumun benim için çok değerli, realist bir insan olmana sevindim.
21.yy'ın ihtiyacı olan insan tipi gerçektende =)



tuana;
Öncelikle çok mutlu oldum. Belirtmek isterim.
Sadece kendim için yazdığımı düşünüyordum ve bakmıyordum bile..
Uzun süre sonra iki güzel yorum içime bi kibrit çaktı yazmaya devam ediyorum okuldan vakit buldukça..
Yaşam stillerimiz çok benzer, düşüncelerimiz falan... bu konuda da yalnız değilim 'lale devri çocukluğu' devam ediyormuş meğersem.

Tekrar tekrar saolun yorumlarınız için.

Adsız dedi ki...

Harikasın kardeşim biramı yudumlarken okumak daha da bir zevk verdi.

Gökmen Kaya dedi ki...

Mutlu oldum.
Çok teşekkürler.