28 Kasım 2009 Cumartesi

Bir kadın girdi bir çocuğun hayatına...


Kapıya baktı, hiç görmediği kadar uzaktı kapı. Kendine en yakın gördüğü şey olan "kaçmak" ondan o kadar uzaklaşmıştı ki, kaçabilmek için en az kaçabilecek kadar enerji tüketmesi gerekirdi. Kaçmadı o. Sessiz sakin kaldı ortasında yaşadığı o anın... Elini dudaklarına götürdü, parmağı dudaklarına yabancı...

Gözleri doldu sonra, sonrasında bir iskele düşündü kimsesiz... Geciktiği için kızmadı vapura, çünkü gelmeme ihtimali de vardı onun için... bindi...

Sesi uyuştu, bir şarkı seçti, yarım bıraktı. Hava soğuktu ama kazağı kalın olduğu için dimdik durabiliyordu. "Üşümüyorum" dercesine bakabileceği en uzak noktaya bakıyor, oradan gelebilecek rüzgarın kendisini etkilemeyeceğini düşünüyordu...

Kızdı sonra birden, çıkarttı montunu ve kazağını... İncecik bir gömlekle kaldı... Hayatı başkaları tarafından çalındığı için, o başkalarının hayatlarının içinde kıvrandı durdu. Öncesi de öyleydi. "Şimdi ölsem kim bilir, kim üzülür, ne zaman haberleri olur öldüğümden" dedi saatinden sonra telefonuna bakarken...

"O hissi bilirim" der gibi baktı kadının bir tanesi. Hiç konuşmadılar ama çok iyi anlaştılar... Bir sözü hatırlamıştı çocuk "Çok kalabalık vardı; fakat insan çok azdı"... Sonra, kadının gözlerine baktı, kendisinin o kalabalığa karışmadığını gördü. Hiç yabancı değildiler sanki, sanki hiç kaybetmemiş... Çocuğun elleri sanki daha önce hiç intihara kalkışmamış gibi masum masum titriyordu. Kadın bir yaprak gibi sallanıyordu, titriyordu... bir kefen yırtılıyordu yani, yani bir vapur belki güneşe dönüyordu çocuğun içerisinde...

Dakikalar geçti, dudaklarını kıpırdatamadı çocuk... Çok sevdiği şarkı kulağından gidiyordu yavaş yavaş... Öptüğü kızları düşündü, bir de yaşadığı aşkların en güzel anlarını... Nesneler de kayboluyordu artık yavaş yavaş... Dolan gözleri engelliyordu bişeyleri görebilmesini...

Birden cesaretlendi çocuk bişeyler yapmak için. Kalktı, o beyaz palto içinde asaletle duran, uzun saçlı, güzel yüzlü kadına baktı... Ayağa kalktı, tuttu ellerinden... Hayatı değişmişti, değişecekti de, bunu hissediyordu, bunun için ölebilirdi.. Sıradan bir akşam değildi kesinlikle... Montunu tekrar giyindi, cebinden içkisini çıkarttı... Bir yudum aldı, kadına verdi... Yürüdüler... Ama çocuk sanki hepsini kendisi içmişti...

Durdu çocuk, (durdum) baktı etrafına (baktım), kadını aradı gözleri (kadını aradım), kadın gitmişti (gittiğini farkettim), sonra aslında hiç gelmediğini (öyle birisi olmadığını anladım).....

İçkiyi tek başıma içmiştim, parmaklarıma dudaklarım hala yabancıydı, 3-5 dakikalığına bir kadın girdi hayatıma iki gün önce, ama hiç olmadığını anladım...

Çocukta anladı... Biz anladık...

5 yorum:

öykü dedi ki...

Çok guzeldı
bı solukta okunacak tarzda
kutlarım..

Gökmen Kaya dedi ki...

Teşekkür ederim Öykü, okumana inan çok sevindim. Sana ulaşabildiğim için mutluyum, sevgiler..

öykü dedi ki...

severk okudum gercekten cok guzel bı yazıydı

sabbah oğlu. dedi ki...

Hissetmek bazen insanı gerçeğe yaklaştırabilir.

Gökmen Kaya dedi ki...

@sabbah: yaklaştrıyor. o yüzden rüyalara çok anlam yüklüyorum.

@öykü: öykücüm teşekkür ederim. beni okuman çok sevindirici.